|
1- Elif-Lâm-Râ.
Bu öyle bir kitaptır ki, âyetleri
muhkem kılınmış, sonra
da herşeyden haberdar olan hikmet
sahibi Allah tarafından âyetleri ayrıntılı
olarak açıklanmıştır.
2- (Şöyle ki:) Allah'dan başkasına
kulluk etmeyin. Ben size O'nun tarafından
müjde vermek ve uyarmak için gönderilmiş
gerçek bir peygamberim.
3- Ve Rabbinizin mağfiretini
isteyin, sonra ona tevbe edin ki sizi, belli
bir süreye kadar güzel güzel yaşatsın.
Ve her fazilet sahibine layık olduğu
ihsanı versin. Eğer yüz çevirirseniz,
ben sizin için büyük bir günün azabından
korkarım.
4- Dönüşünüz yalnızca
Allah'adır. O'nun da herşeye gücü
yeter.
5- Dikkat edin! Görmüyor musunuz, onlar
düşmanlıklarını
gizlemek için göğüslerini çeviriyorlar.
İyi bilin ki, onlar örtülerine bürünürlerken,
neyi gizleyip, neyi açığa
vurduklarını Allah biliyor.
Muhakkak ki Allah, gönülde gizlenenleri de
bilir.
6- Yeryüzünde rızkı Allah'a
ait olmayan hiçbir canlı yoktur. O,
onların karar kıldıkları
yerleri de, emaneten durdukları yerleri
de bilir. Onların hepsi apaçık
bir kitaptadır.
7- O, öyle bir Allah'dır ki,
hanginizin daha güzel amel işleyeceğini
imtihan etmek için gökleri ve yeri altı
günde yarattı. Arşı da su üstündeydi.
Onlara "öldükten sonra tekrar
dirileceksiniz" dersen, o kâfirler de
kesinlikle sana: " Bu apaçık bir
sihirden başka birşey değildir."
diyecekler.
8- Ve eğer bunlardan bir kısmının
göreceği azabı belli bir süreye
kadar erteleyecek olursak, o zaman da
"onu engelleyen nedir ki?"
diyecekler. İyi bilin ki, o azap onlara
geldiği gün kendilerinden geri çevrilecek
değildir. Ve o alay ettikleri şey
kendilerini kuşatmış olacaktır.
9- Ve şayet insana tarafımızdan
bir rahmet tattırır, sonra da onu
kendisinden geri alırsak, şüphesiz
o ümitsiz ve nankör bir kimse olur.
10- Ve şayet ona dokunan bir sıkıntıdan
sonra bir nimet tattırırsak,
"Artık benden bütün kötülükler
silinip gitti." der, mutlaka böbürlenir
ve şımarır.
11- Ancak (her iki halde de) sabır gösterip
iyi ameller işleyenler müstesnadır.
İşte onlara bir mağfiret ve büyük
bir mükafat vardır.
12- (Ey Resulüm!) Şimdi belki sen,
"Ona bir hazine indirilse, ya da
beraberinde bir melek gezip dolaşsa
ya!" diyorlar diye sana vahyolunan
vahyin bir kısmını terkedecek
olursun ve bundan dolayı da göğsün
daralır. Sen yalnızca bir uyarıcısın.
Allah ise her şeye vekildir.
13- Yoksa "onu kendi uydurdu"
mu diyorlar? O halde sen de onlara de ki:
"Haydi siz de onun gibi uydurulmuş
on sûre getirin. Allah'dan başka çağırabileceğiniz
kim varsa onları da yardıma çağırın.
Eğer doğru söylüyorsanız"
(bunu yaparsınız).
14- Yok eğer bunun üzerine size
cevap vermedilerse, artık bilin ki, bu
Kur'ân ancak Allah'ın ilmiyle
indirilmiştir. O'ndan başka ilâh
yoktur. Artık müslüman oluyorsunuz,
değil mi?
15- Her kim dünya hayatını ve
güzelliklerini isterse biz onlara
amellerinin karşılığını
orada tamamen öderiz. Bu hususta
kendilerine bir densizlik yapılmaz.
16- Fakat onlar öyle kimselerdir ki,
ahirette kendilerine ateşten başka
bir şey yoktur. İşledikleri
şeyler orada boşuna gitmiştir.
Zaten bütün yaptıkları da batıldır.
17- O dünyayı isteyenler, hiç
Rabbinden açık bir belge üzere olan
kimse gibi midir? O belgeyi yine Allah'dan
gelen bir şahid olarak Kur'ân izliyor,
ondan önce de bir rehber ve rahmet olan
kitap, Musa'nın kitabı yine onu
destekliyor. Böyle olanlar Kur'ân'a inanırlar.
Hangi hizipten olursa olsun kim onu inkâr
ederse, ona vaad edilen yer ateştir.
İşte bütün bunlardan dolayı
sen de bu Kur'ân'dan şüphe içinde
olma. Kesinlikle o haktır,
Rabbindendir. Fakat insanların çoğu
iman etmezler.
18- Üstelik bir yalanı Allah'a
iftira edenden daha zalim kim olabilir?
Bunlar Rablerinin huzuruna arzolunacaklar,
şahitler de şöyle diyecekler:
"İşte bunlar Rablerine karşı
yalan söyleyenlerdir". İyi bilin
ki: Allah'ın laneti zalimlerin üzerinedir.
19- Onlar ki, Allah yolundan döndürmeye
çalışırlar ve o yolu eğri
büğrü yapmak isterler. Üstelik
onlar, evet onlar ahirete de inanmazlar.
20- Onlar yeryüzünde (herkesi) yıldıracak
değillerdir. Kendilerini koruyacak
Allah'dan başka kimseleri de yoktur.
Onların azabı kat kat olacaktır.
Üstelik onlar hakkı işitmeye
tahammül edemiyorlardı ve de görmüyorlardı.
21- Onlar kendilerine yazık etmiş
olan kimselerdir. O iftira edip uydurdukları
da kendilerinden yüz çevirip gitmişlerdir.
22- Kesinlikle bunlar ahirette de en
ziyade hüsrana uğrayacak olanlardır.
23. Fakat iman edip salih amel işleyenler
ve Rablerine karşı edepli olanlar,
güvenen ve itaat edenler var ya, işte
bunlar da cennet ehlidirler. Onlar orada
ebedi kalırlar.
24. Bu iki ayrı grubun meseli, kör
ve sağır ile gören ve işiten
gibidir. Bunlar hiç eşit olabilirler
mi? Hâlâ düşünmeyecek misiniz?
25- Andolsun ki, vaktiyle Nuh'u da
kavmine gönderdik, O, onlara şöyle
dedi: "Ben sizin için apaçık bir
uyarıcıyım."
26- "Allah'dan başkasına
ibadet etmeyin! Ben, size gelecek acı
bir günün azabından korkarım."
27- Buna karşılık,
kavminin ileri gelen kâfirlerinden bir kısmı
dediler ki: "Biz seni bizim gibi
insanlardan biri olarak görüyoruz, başka
değil. İlk bakışta bizim
ayak takımımızdan başkasının
senin arkana düştüğünü görmüyoruz.
Sizin bizden fazla bir meziyetinizi de görmüyoruz.
Aksine sizi yalancılar sanıyoruz."
28- Nuh dedi ki; "Ey kavmim! Peki
şu söyleyeceğime ne diyeceksiniz?
Ben Rabbimden apaçık bir delil üzere
isem ve O, bana kendi tarafından bir
rahmet bahşetmişse, size de onu görecek
göz verilmemişse biz, istemediğiniz
halde onu size zorla mı kabul ettireceğiz?"
29- "Ey kavmim! Ben sizden herhangi
bir mal mülk istemiyorum. Benim mükafatım
ancak Allah'a aittir. Ve ben ona iman
edenleri kovacak değilim. Onlar elbette
Rablerine kavuşacaklar. Fakat ben de
sizi cahillik eden bir kavim görüyorum."
30- "Ey kavmim, ben onları
etrafımdan kovacak olursam, Allah'dan
beni kim kurtarabilir? Siz hiç düşünmez
misiniz?"
31- Ben size "Allah'ın
hazineleri benim yanımdadır."
demiyorum ki. Ben size "Ben bir meleğim."
de demiyorum. O sizin kendinize göre, hor gördükleriniz
hakkında "Allah onlara hiçbir hayır
vermez." de demiyorum. Onların içlerindeki
niyeti, en iyi Allah bilir. (Bu söylediklerimin
aksini iddia etseydim) asıl o zaman
zalimlerden olurdum.
32- Dediler ki; "Ey Nuh! Bizimle
didişip durdun, didişmende de çok
ileri gittin. Eğer doğru söylüyorsan,
bizi tehdit ettiğin şu azabı
getir de görelim."
33- Nuh dedi ki; "Onu ancak Allah
dilerse getirir. Ve siz O'nu yıldıracak
değilsiniz."
34- Ben size öğüt vermek istemiş
olsam da, eğer Allah sizi helâk etmeyi
murad ediyorsa, zaten öğüt vermemin
size bir faydası olmaz. Rabbiniz O'dur
ve nihayet O'na döndürüleceksiniz.
35- Yoksa "Onu uydurdu" mu
diyorlar? De ki; "Eğer uydurdumsa
vebali benim boynumadır. Bense sizin yüklendiğiniz
vebalden uzağım".
36- Ayrıca Nuh'a şöyle
vahyettik: "Bil ki kavminden şimdiye
kadar iman etmiş olanlardan başka
artık kimse iman etmeyecektir. Onun için
yaptıkları şeylerden dolayı
kederlenme."
37- Bizim gözetimimiz altında ve
vahyimize göre gemiyi yap. Zulüm yapanlar
hakkında da bana bir şey söyleme.
Çünkü onlar kesinlikle suda boğulacaklardır.
38- Gemiyi yapıyordu, kavminden bazı
ileri gelen gruplar, onun yanından
gelip geçtikçe, onunla alay ediyorlardı.
Nuh dedi ki: "Bizimle eğleniyorsunuz,
biz de sizinle tıpkı bizimle eğlendiğiniz
gibi alay edip eğleneceğiz."
39- O perişan edici azabın kime
geleceğini ve o sürekli azabın
kimin başına ineceğini ilerde
bileceksiniz.
40- Nihayet emrimiz geldiği ve
tennur (tandır veya geminin kazanı)
tutuşup parladığı zaman
dedik ki; "Erkeği ve dişisi
olan her canlıdan ikişer tane,
aleyhlerinde hüküm verilmiş olanların
dışında, aileni ve iman etmiş
olanları geminin içine yükle".
Zaten beraberinde iman edenler çok az idi.
41- Nuh dedi ki; "Allah'ın adıyla
binin içine. Onun akışı da,
duruşu da (O'nun adıyladır).
Hiç şüphesiz Rabbim gerçekten çok
bağışlayıcı, çok
esirgeyicidir.
42- Gemi içindekilerle birlikte, dağlar
gibi dalgalar arasında akıp
gidiyordu. Nuh ayrı bir yere çekilmiş
olan oğluna bağırdı:
"Yavrucuğum, gel, bizimle beraber
bin! Kâfirlerle beraber olma!"
43- O, dedi ki; "Ben, beni sudan
koruyacak bir dağa çıkacağım".
Nuh da "Bu gün Allah'ın merhamet
ettiğinden başkasını,
Allah'ın bu emrinden koruyacak kimse
yoktur." dedi. Derken dalga aralarına
giriverdi. O da boğulanlardan oldu.
44- Allah tarafından denildi ki:
"Ey yeryüzü suyunu yut! Ey gökyüzü
sen de suyunu kes! Ve sular çekildi. Emir
yerine gelmiş oldu. Gemi de Cudi dağı
üzerine oturdu. O zalim kavme böylece dünyadan
uzak olun denildi.
45- Nuh Rabbine niyaz edip dedi ki:
"Ey Rabbim! Oğlum benim ehlimdendi
senin vaadin de elbette haktır ve gerçektir.
Ve sen hakimler hakimisin."
46- Allah: "Ey Nuh! O kesinlikle
senin ehlin (âilen)'den değildir. Çünkü
o salih olmayan bir amelin sahibidir. Hakkında
bilgin olmayan bir şeyi benden isteme!
Ben, seni, cahillerden olmaktan sakındırırım."
47- Nuh: "Ey Rabbim! Ben bilmediğim
bir şeyi istemiş olmaktan dolayı
sana sığınırım.
Sen beni bağışlamazsan, bana
merhamet etmezsen ben hüsrana uğrayanlardan
olurum.
48- "Ey Nuh!" denildi, "
Bizden bir selâm sana ve seninle birlikte
olanlardan gelecek ümmetlere, kutluluk dileğiyle
gemiden in. İlerde kendilerini bir çok
nimetten faydalandıracağımız,
sonra da bu yüzden kendilerine tarafımızdan
acıklı bir azap dokunacak nice ümmetler
olacaktır."
49- İşte bunlar gayb
haberlerindendir. Bunları sana vahiyle
bildiriyoruz. Bundan önce bunları ne
sen bilirdin, ne de kavmin. O halde sabret,
akıbet muhakkak muttakilerindir.
50- Âd kavmine de kardeşleri Hud'u
gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim!
Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka
bir ilâhınız yoktur. Siz sadece
iftira edip duruyorsunuz."
51- "Ey kavmim! Bu iş için
sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim
ancak beni yaratana aittir. Artık akıllanmayacak
mısınız?"
52- "Ey kavmim! Rabbinizden mağfiret
isteyin, sonra O'na tevbe edin ki, üzerinize
gökten bol bol bereket indirsin ve sizi
kuvvetinize kuvvet katarak çoğaltsın.
Gelin günahkâr olarak dönüp gitmeyin."
53- Dediler ki; "Ey Hud! Sen bize açık
bir mucize getirmedin. Biz de
senin sözünle tanrılarımızı
terk etmeyiz. Ve biz sana inanmayız."
54- "Ancak şu kadarını
diyebiliriz ki; "tanrılarımızdan
bazısı seni fena çarpmış".
O da dedi ki; "Allah'ı şahit
tutuyorum, siz de şahid olun ki ben,
Allah'a koştuğunuz ortaklardan uzağım."
55- "O'ndan başka herşeyden
uzağım, artık hepiniz toplanın
bana istediğiniz tuzağı
kurun, sonra hiç bekletmeyin.
56- "Ben muhakkak ki, hem benim
Rabbim, hem de sizin Rabbiniz olan Allah'a
dayanmaktayım. Yeryüzünde hiçbir
canlı yoktur ki, idaresi ve yönetimi
O'nun elinde olmasın. Benim Rabbim, hiç
şüphe yok ki, doğru yoldadır."
57- "Eğer, yine de yüz çevirirseniz,
ben size ne ile gönderilmişsem, işte
onu tebliğ ettim. Ayrıca Rabbim,
sizin yerinize başka bir kavmi getirir
de siz O'na zerrece zarar veremezsiniz. Hiç
şüphesiz O, herşeyi koruyup gözetendir.
58- Ne zaman ki emrimiz geldi, Hud'u ve
beraberindeki iman edenleri, tarafımızdan
bir rahmet ile kurtardık, ayrıca
onları çok ağır bir azaptan
da kurtardık.
59. İşte Âd kavmi buydu.
Rablerinin âyetlerini bile bile inkâr
ettiler ve peygamberlerine isyan ettiler. Başa
geçen her zorbanın emrine uyup arkasından
gittiler.
60- Hem bu dünyada, hem de kıyamet
gününde bir lânetle izlendiler. Bilin ki,
Âd kavmi, gerçekten Rablerini inkâr
ettiler. Yine bilin ki, Hud'un kavmi olan Âd,
defolup gittiler.
61- Semud kavmine de kardeşleri
Salih'i gönderdik. Dedi ki, "Ey
kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka
bir tanrınız daha yoktur. Sizi
topraktan O meydana getirdi. Sizi orada ömür
sürmeye O memur etti. Bu sebepten O'nun mağfiretini
isteyin, sonra O'na tevbe edin. Şüphesiz
Rabbim yakındır, dualarınızı
kabul eder."
62- Dediler: "Ey Salih,! Bundan önce
sen bizim içimizde ümit beslenir bir zat
idin. Şimdi bizi babalarımızın
taptıklarına tapmaktan mı
engelliyorsun?
Biz, doğrusunu istersen bizi davet
ettiğin şeyden kuşkulandıran
bir şüphe içindeyiz."
63- Salih dedi: "Ey kavmim! Eğer
ben Rabbimden açık bir mucize üzerinde
isem ve o bana tarafından bir rahmet
bahşetmiş ise, ben Allah'a isyan
ettiğim takdirde beni O'ndan kim
kurtarabilir? Demek ki, siz bana zarar
vermekten başka bir şey yapmıyorsunuz."
64- "Ey kavmim! İşte
şu, Allah'ın dişi devesi,
size bir mucizedir. Bırakın onu
Allah'ın yer yüzünde (otlaklarında)
otlasın. Ve ona kötü bir maksatla el
sürmeyin, sonra sizi yakın bir azap
yakalar."
65- Derken, o deveyi kestiler. Bunun üzerine
Salih dedi ki: "Yurdunuzda üç gün
daha yaşayın. İşte bu,
yalan çıkmayacak olan kesin bir
vaaddir."
66- Ne zaman ki, azap emrimiz geldi,
Salih'i ve beraberindeki iman edenleri,
tarafımızdan bir rahmet sayesinde
kurtardık, üstelik o günün perişanlığından
da kurtardık. Hiç şüphesiz
Rabbin güçlüdür, mutlak üstündür.
67- O zalimleri, korkunç bir gürültü
yakalayıverdi de oldukları yerde
çöküp kaldılar.
68- Sanki orada güzel güzel yaşayıp
durmamışlardı. Bak işte
Semud, gerçekten de Rablerine küfretmişlerdi.
Bak işte nasıl yok olup gittiler.
69- Andolsun ki, İbrahim'e de elçilerimiz
(melekler) müjde ile geldiler ve "selâm"
dediler, o da "selâm" dedi ve
hemen gidip onlara kızartılmış
bir buzağı getirdi.
70- Fakat onların o buzağıya
el sürmediklerini görünce, tuhafına
gitti ve içinde onlara karşı bir
korku uyandı. Onlar da "Korkma,
biz Lut'un kavmine gönderildik."
dediler.
71- İbrahim'in karısı
ayakta duruyordu bunun üzerine yüzü güldü.
Ona İshak'ı ve İshak'ın
arkasından da Ya'kub'u müjdeledik.
72- "Vay başıma
gelene!" dedi, "Ben bir kocakarıyım,
kocam da yaşlı bir adam. Bu gerçekten
çok tuhaf bir şey!"
73- Dediler: "Sen Allah'ın
emrine mi şaşıyorsun? Allah'ın
rahmeti ve berekâtı üzerinizdedir. Ey
ev halkı! Muhakkak ki O, hamiddir (övülmeye
lâyıktır), meciddir (cömertliği
boldur)."
74- İbrahim'den korku iyice geçip
gidince, bu müjde de kendisine gelince,
bizim (meleklerimiz)le Lut kavmi hakkında
tartışmaya girişti:
75- Çünkü İbrahim, çok yumuşak
huylu ve çok yufka yürekli (yanık
kalbli) idi.
76- Melekler: "Ey İbrahim! Bu
konuda bizimle tartışmaktan vazgeç.
Çünkü Rabbinin emri kesin olarak geldi ve
onlara geri çevrilmesi mümkün olmayan bir
azap gelecektir.
77- Ne zaman ki, elçilerimiz Lut'a
geldiler, bunların gelişleri yüzünden
Lut fenalaştı, eli ayağı
birbirine dolaştı ve "Bu gün
çetin bir gündür." dedi.
78- Daha önceleri çirkin işler
yapmış olan kavmi harıl harıl
koşup geldiler. Lut onlara: "Ey
kavmim! İşte size kızlarım,
onlar sizin için daha temizdirler. Gelin
Allah'tan korkun, beni misafirlerime rezil rüsvay
etmeyin. İçinizde hiç aklı başında
bir adam yok mu?" dedi.
79- Onlar: "Sen de bilirsin ki,
bizim senin kızlarınla bir ilgimiz
yoktur. Sen bizim ne istediğimizi gayet
iyi biliyorsun." dediler.
80- Lut dedi: "Ne olurdu size karşı
bir kuvvetim olsaydı, ya da çok sarp
bir yere sığınabilseydim."
81- Melekler dediler: "Ey Lut!
Şundan emin ol ki, biz Rabbinin elçileriyiz.
Onlar sana asla zarar veremezler. Sen,
gecenin bir kısmı olunca ailenle
birlikte hemen buradan çık git. İçinizden
hiç kimse geri kalmasın, eşin başka.
Çünkü ona da onlara gelecek olan musibet
gelecektir. Haberin olsun, helâk zamanları
sabah vaktidir. Zaten sabah yakın değil
mi?"
82- Ne zaman ki, emrimiz geldi, o ülkenin
altını üstüne getirdik ve üzerlerine
istif edilip pişirilmiş çamurdan
taşlar yağdırdık.
83- Bu taşlar Rabbinin katında
damgalanmışlardı. Bunlar
zalimlerden uzak şeyler değildir.
84- Medyen'e de kardeşleri Şu'ayb'i
gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim!
Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka
ilâhınız yoktur. Ölçeği
de, teraziyi de eksik tutmayın. Ben
sizi hayır (bolluk) içinde görüyorum.
Bununla beraber yine de sizi kuşatacak
bir günün azabından korkuyorum."
85- "Ey kavmim! Ölçerken ve
tartarken adaleti yerine getirin. Halkın
malına densizlik etmeyin ve yeryüzünde
fesatçılık yaparak fenalık
etmeyin."
86- Eğer mümin iseniz, Allah'ın
helâlinden size ihsan ettiği kâr
sizin için daha hayırlıdır.
Bununla beraber ben sizin üzerinize gözcü
değilim."
87- Dediler ki; "Ey Şu'ayb,
atalarımızın taptıklarını
terketmemizi veya mallarımızda
dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi
sana namazın mı emrediyor? Oysa ki
sen yumuşak huylusun ve aklı başında
bir adamsın."
88- Şu'ayb dedi ki: "Ey kavmim!
Şayet ben Rabbimden ispat edici bir
delil üzerinde bulunuyorsam ve şayet
bana, O kendi katından güzel bir rızık
ihsan etmişse, söyleyin bakalım
ben ne yapmalıyım? Ben size karşı
çıkmakla sizi menettiğim şeylere
kendim düşmek istemiyorum. Ben sadece
gücümün yettiği kadar ıslah
etmeye çalışıyorum.
Muvaffakiyetim de ancak Allah'ın yardımı
ile olacaktır. Ben yalnızca O'na
dayandım ve ancak O'na döneceğim."
89- "Ey kavmim! Bana karşı
gelmeniz sakın sizi, Nuh kavminin veya
Hud kavminin veya Salih kavminin başlarına
gelen musibetler gibi bir musibete uğratmasın.
Lut kavmi de sizden uzak değildir.
90- Rabbinizden mağfiret dileyin,
sonra O'na tevbe ile yönelin. Şüphesiz
ki, benim Rabbim çok merhametlidir, çok
sevendir.
91- Dediler ki: "Ey Şu'ayb! Biz
senin söylediklerinin çoğundan birşey
anlamıyoruz. Ayrıca seni içimizde
çok zayıf biri olarak görüyoruz. Eğer
akrabaların olmasaydı mutlaka seni
recmederdik (taşa tutardık). Senin
bize hiçbir üstünlüğün yoktur."
92- Şu'ayb dedi: "Ey kavmim!
Benim akrabalarım size Allah'dan daha mı
değerli ki, Allah'a sırt çevirip,
onu unuttunuz? Muhakkak ki, Rabbim bütün
yaptıklarınızı çepeçevre
kuşatmıştır."
93- "Ey kavmim! Var gücünüzle
yapacağınız ne varsa yapın!
Ben de görevimi yapmaya devam edeceğim.
Perişan edecek azabın kime geleceğini
ve yalancının kim olduğunu
ilerde anlayacaksınız. Bekleyiniz,
ben de sizinle beraber bekleyeceğim."
94- Ne zaman ki, emrimiz geldi, Şu'ayb
ve beraberindeki müminler, tarafımızdan
bir rahmet sayesinde kurtuldular. Ve o
zalimleri korkunç bir gürültü yakaladı
da oldukları yerde çöküp kaldılar.
95- Sanki orada hiç güzel gün görmemişlerdi.
Dikkat edin, Semud kavmi nasıl helâk
olup gittiyse Medyen de öyle yok olup gitti.
96- Andolsun Musa'yı da âyetlerimizle
ve apaçık bir belge ile gönderdik.
97- Firavun'a ve cemaatine. Bunlar
Firavun'un emrine uydular. Halbuki
Firavun'un emri hak değildir.
98- Kıyamet günü, kavminin önüne
düşer. Artık o bunları ateşe
götürmüştür. O varılan yer, ne
kötü bir yerdir.
99- Hem burada, hem de kıyamet gününde
lanetle izlendiler. Onlara verilen bu karşı
destek ne fena bir destektir!
100. İşte bu helâk olmuş
memleketlerin önemli haberlerindendir. Sana
onu kıssa olarak anlatıyoruz.
Onlardan yerinde duranlar da var, biçilenler
(yok olup gidenler) de.
101. Biz onlara zulmetmedik, onlar kendi
kendilerine zulmettiler. Allah'ı bırakıp
da taptıkları tanrılar,
Rabbinin emri gelince kendilerine hiçbir
fayda sağlayamadılar. Hasarlarını
arttırmaktan başka bir şeye
yaramadılar.
102. İşte Rabbin, zalim
memleketleri cezalandırdığı
zaman böyle cezalandırır. Çünkü
O'nun cezası çok acı, çok çetindir.
103. Ahiret azabından korkanlar için
bunda muhakkak ki, bir ibret vardır. O,
öyle bir gündür ki, bütün insanlar onun
için toplanacaktır ve o, öyle bir gündür
ki, mutlaka görülecektir.
104. Biz onu sadece belli bir süreye
kadar geciktiriyoruz.
105. O gün gelince Allah'ın izni
olmadan hiç kimse konuşamaz. Onların
kimi bedbaht, kimi de mutludur.
106. Bedbaht olanlar ateştedirler.
Onlar orada başka türlü soluyacak, başka
türlü haykıracaklar.
107. Onlar orada gökler ve yer durdukça
duracaklar. Ancak Rabb'inin diledikleri başka.
Çünkü Rabbin dilediğini yapandır.
108. Mutlu olanlar ise cennettedirler.
Orada gökler ve yer durdukça duracaklar,
ancak Rabbinin diledikleri başka. (Bu)
ardı arası kesilmeyen bir ihsan
olacak.
109. O halde sakın şunların
ibadet edişlerinden şüpheye düşme.
Daha önce ataları nasıl ibadet
ediyor idiyseler bunlar da öyle ibadet
ediyorlar. Biz de kendilerine nasiplerini
elbette eksiksiz olarak öderiz.
110. Andolsun ki, Musa'ya kitabı
verdik, yine de onda ihtilafa düşüldü.
Eğer Rabbinden daha önce verilmiş
bir karar olmasa idi, elbette haklarında
hüküm verilmiş bitmişti.
Muhakkak ki onlar, bundan kuşkulu bir
şüphe içindedirler.
111. Gerçekten de onların her biri
öyle kimselerdir ki, yaptıklarının
karşılığını
Rabbin kendilerine hakkiyle ödeyecektir.
Çünkü O, onların yaptıkları
her şeyden haberdardır.
112. İşte bundan dolayı
emrolunduğun gibi doğru ol!
Beraberindeki tevbe edenler de (doğru
olsunlar). Aşırı gitmeyin!
Muhakkak ki O, bütün yaptıklarınızı
görüp durmaktadır.
113. Ve zulüm yapanlara yakınlık
göstermeyin ki, size de ateş dokunmasın.
Allah'dan başka yardımcılarınız
da yoktur. Sonra yardım da göremezsiniz.
114. Gündüzün her iki tarafında
ve gecenin saçaklarında (gündüze yakın
olan saatlerinde) namaz kıl! Muhakkak
ki, iyilik kötülükleri giderir. Bu ise, düşünebilenlere
bir öğüttür.
115. Ve sabret! Çünkü Allah iyilik
edenlerin mükafatını yitirmez.
116. Sizden önceki devirlerden bakıyye
sahipleri (kitap ehli) yeryüzünde
bozgunculuktan vazgeçirmeye çalışsalardı
ne iyi olurdu. Fakat onların içinden
kurtardığımız pek az
kimse bunu yaptı. O zulmedenler ise
şımartıldıkları
refahın peşine düştüler ve
hepsi de suçlu oldular.
117. Senin Rabbin, halkları iyi ve
ıslahatçı iken, o memleketleri
haksız yere helak edecek değildir.
118. Eğer Rabbin dileseydi elbette bütün
insanları tek bir ümmet yapardı.
Halbuki yine de ihtilaf edip duracaklardı.
119. Ancak Rabbinin rahmetle yarlığadığı
kimseler başka. Onun içindir ki, onları
yarattı. Ve Rabbinin "Andolsun ki
cehennemi cinlerden ve insanlardan tamamen
dolduracağım" sözü böylece
tamam oldu.
120. Peygamberlere ait haberlerden
kalbini yatıştıracak
olanlardan her türlüsünü sana kıssa
olarak anlatıyoruz. Bunda da sana bir
hakikat, müminlere de bir öğüt ve
ibret gelmiştir.
121. İmana gelmeyen o kâfirlere de
ki: "Elinizden geleni geri koymayın!
Biz de yapacağımızı
yapacağız."
122. Siz bekleyin görün, biz de
bekleyip göreceğiz.
123. Göklerin ve yerin gaybını
bilmek yalnızca Allah'a mahsustur. Her
iş O'na döndürülür. Sen yalnızca
O'na ibadet et ve yalnızca O'na dayan.
Rabbin yaptıklarınızın
hiçbirinden gafil değildir.
|